Kabbala - Kabala

       Kabala yahut İbranice imlası ile QBLH kelimesi QBL; kabul etmek, almak kelimesinden gelmektedir. Köklerinin M.Ö. 515, İkinci Mabet döneminde yaşayan İbrani hahamlara dek indiği ileri sürülmekte ve bu konuda bir çok kanıt bulunmaktadır. Yahudilerin Babil'deki esaretinin Yahudi tradisyonunun Keldani irfanı ve inançlarından etkilenmesine yer açtığından söz edilir. Öğreti erken dönemlerinde tamamen sözlü aktarılmaktaydı.  Öğreti aktarılırken onu aktaran zihinlerin filtresiyle değiştirilmiştir. Asırlar sonrasına dek herhangi bir bölümünün yazıya döküldüğüne dair bir kanıt yoktur. Tuhaftır, Kabala hem Musa'nın ezoterik Pentatek ( Musa'ya atfedilen "Beş kitap", Tevrat) kitaplarından, hem de giderek kabaran şerh ve tefsirlerden, yani Talmud'u oluşturan Mişna ile Gemara'dan ilginç bir şekilde ayrı tutulmuştur. Bunlar, Kabalanın derin ve gizemli doktrinlerinden etkilenmeden, bizzat İbrani tanrıbiliminden gelmiş gibidir. Benzeri bir şekilde Hindistan'da ezoterik bir dizi yazıdan oluşan Upanişadlar'ın genel halkın kullanımı için talimatlar içeren egzoterik (Zahiri, dışrek) Brahmanalar ve Puranalar ile yan yana geliştiğini görürüz.

     Halen mevcut olan en eski Kabalistik kitaplar konusunda ise modern eleştirmenler kitapların ait olduğu söylenen dönemleri reddediyor, kitapları yazdığı iddia edilen yazarların o kitabı yazabilecek en son kişi olduğunu kanıtlamaya çalışıyorlar. Oysa eserlere bir tarih veya yazar saptamaya gelince aynı eleştirmenler aralarında büyük fikir ayrılığı yaşamaktadırlar. Yıkıcı eleştiri gerçek bilgiyi elde etmekten çok daha kolaydır.

    Belli başlı eski Kabalacı metinler şunlardır:

   "Sefer Yezirah" veya "Oluşum Kitabı" en eski metindir ve dini atalardan Patriyark İbrahim'e atfedilmektedir.  Bu eser, Yaradılış (Tekvin) bölümüyle ilgili çok ilginç bir felsefi şema vermektedir. Bu şema dünyanın, güneşin, gezegenlerin, elementlerin ve insan kökeni ile İbrani alfabenin yirmi iki harfi arasında bir paralellik kurar. Bu şemada harfler üçe (Triad), yediye (Heptad) ve on ikiye (Dodecad) bölünür. Üç ana harf; A, M ve Ş ilksel Hava, Su ve Ateş'e; yedi çift harf gezegenlere ve zamanın yedili sınıflandırılmasına vs; on iki tek harf ise aylara, Zodyak burçlarına ve beden organlarına göndermede bulunur. Modern araştırmacılar bu eserin antik versiyonlarının ilk olarak M.S. 200 tarihinde derlendiğini kabul etme eğilimindedirler. Hem Kudüs, hem de Babil Talmud'larında "Sefer Yezirah"tan bahsedilir. Eser tıpkı Mişna gibi Yeni-İbrani dilinde yazılmıştır.

    İbranice'de ZHR veya ZUHR olarak yazılan "Zohar" veya "Sohar" olarak bilinen "İhtişam Kitabı" veya "Işık Kitabı"; Tanrı, Melekler, Ruhlar ve Kozmoloji konularını içerek birçok farklı metinin derlenmesinden meydana gelmiştir.

 

Kitabın yazarlığı M.S.160 yılında yaşamış olan Rabbi Simon ben Jochai'ya atfedilmektedir. Kendisi İmparator Marcus Aurelius Antoninus'un Valisi Lucius Aurelius Verus'un zulmüne uğrayıp, bir mağrada yaşamaya zorlanmıştır. Bu eserin önemli bölümleri sözlü geleneklerden derlenmiş olabilir. Ancak bir bütün olarak ilk defa 1290 yılı civarlarında Guadalajara'lı Rabbi Moses de Leon tarafından İspanya'da yayınlandığı vakte kadar, esere farklı ellerce farklı ilaveler yapılmıştır. Bu tarihten sonraki gelişimi bilinmektedir. Mantua'da 1558 yılında, Cremona'da 1560 yılında ve Lublin'de 1623 yılında matbu baskıları çıkkmıştır; bunlar "Zohar"ın İbrani dilinde yazılmış üç ünlü kodeksidir. İbranice okuyamayanlar için Zohar'ı etüt etmenin en pratik yolu, Baron Knorr von Rosenroth'un 1684 yılında "Kabbala Denudata" başlığı altında Latinceye yaptığı kısmi tercümeleri ile S. L. MacGregor Mathers tarafından bunların İngilizceye tercümeleri olacaktır. ("Siphra Dtzenioutha" - Book of Concealed Mystery" - Gizli Sır Kitabı"; "Ha Idra Rabba," "Greater Assembly" - "Büyük Meclis"; ve "Ha Idra Suta," "Lesser Assembly," "Küçük Meclis"). Bu üç kitap, Zohar'ın tonu, stili, içeriği konusunda iyi, ancak kısmi bir görüş verir. Zohar'ın diğer metinleri: Hikaloth (Saraylar), Sithre Torah (Kanunun Sırları), Midrash ha Neelam (Gizli Tefsir), Raja Mehemna (İtikatlı Çoban), Saba Demishpatim (Yaşlıların Sözleri), Peygamber Elias ve Januka, Genç Adam ile Tosephta ve Mathanithan adlı notlardır.

     Şu anda Jean de Pauly tarafından Zohar'ın eksiksiz ve son derece skolastik bir Fransızca tercümesi basılmak üzeredir.

    Diğer ünlü Kabalistik eserler şunlardır: Rabbi Azariel ben Menachem'in "On Sefirot'un Şehri" (M.S. 1200); Rabbi Akiba'nın "Alfabe", "Cennet Kapısı", "Enoch Kitabı"; "Pardes Rimmonim veya Nar Bahçesi"; "Tecelliler Üzerinde Bir Çalışma"; Chajim Vital'in "Otz ha Chiim, veya Hayat Ağacı"; Isaac de Luria'nın "Rashith ha Galgulim, veya Ruhların Devri" Isaac de Luria; ve özellikle 1070 yılında ölen ve ayrıca Avicebron olarak bilinen ünlü İspanyol Yahudisi Ibn Gebirol'un yazıları ve onun başyapıtı olan "Hayatın Pınarı" veya "Krallığın Tacı" adlı eseridir.

    Kabala öğretisi her biri bir süre ünlü olan birkaç okulla sınıflandırılmıştır.: 1190 - 1210 yılları arasında Rabbi Kör Isaac, Rabbiler Azariel ve Ezra, ve Moses Nachmaniades'in Gerona Okulu. Rabbiler Jacob, Abulafia (ölüm 1305), Shem Tov (ölüm 1332), Akko'lu Isaac'ın Segovia Okulu, Rabbi Isaac ben Abraham Ibn Latif okulu (yaklaşık 1390), Abulafia (ölüm 1292), ve Joseph Gikatilla (ölüm 1300), Menahem di Recanti  (ölüm 1620) "Zoharistler" okulları. Ünlü Alman Kabalistler arasında John Reuchlin veya Capnio, iki ünlü eser yazmıştır: "De Verbo Mirifico," ve "De arte Cabalistica."

    Genelde Kabalacılar arasında iki meyil vardır: biri tamamen doktrin ve dogmayla; diğeri kabalanın pratik ve mucizevi işleyişiyle ilgilenir. Mucizevi işleyişiyle ilgilenen Rabbiler arasında Ari ismiyle de bilinen Isaac Luria ve garip bir biçimde Müslümanlığı seçen Sabetay Sevi vardır. Bu her iki Rabbinin eserlerinden oluşan okült külliyatın yaşayan temsilcileri vardır. Genelde dağınık bireyler halindedirler; inisiye grupları nadirdir. Orta Avrupa'da, özellikle Rusya'nın belirli bölgelerinde, Avusturya ve Polonya'da halen Kabalaya atfettikleri garip şeyler yapabılen ve "Mucizeler Yapan Rabbinler" olarak bilinen Yahudiler vardır ve İngiliz Kabalacı ritüel ve tılsım öğrencilerinin açıklanması çok zor şeyler yaptığı görülmüştür.

     Eski metinlerle ilgili Rabbi Tefsirlerinin çoğu birbirleriyle ihtilaflı o denli kabarık bir Kabalacı külliyat oluşturur ki kavranması neredeyse imkânsızdır. Halen ülkemizde eski yazmalarda ne kadar saklı doktrin bulunduğunu bilen bir Yahudi veya Hıristiyan yoktur herhalde.

     Dogmatik veya Teorik Kabala, Tanrı, Melekler ve insandan daha ruhani varlıklar; insan Ruhu, onun çeşitli yönleri ve parçaları; doğum öncesi yaşam, reenkarnasyon ve çeşitli ince âlemler ve varlık boyutlarına dair felsefi kavramlar sunar.

     Pratik Kabala, Eski Ahit'te her cümle, kelime ve harfi inceleyerek mistik ve alegorik yorumlar getirmektedir. Harf, rakam ve onların karşılıklı ilişki türleri; Gematria, Notari-kon ve Temura ilkeleri; ilahi ve meleksel isimlerinin tılsımlara uyarlanması; sihirli karelerin (vefkler) hazırlanması ve sonradan ortaçağ majisinin temelini oluşturacak çeşitli konulara giren, çok kapsamlı bir sistemdir.

     Belirli bir Kabalistik eseri okumak yerine, onun felsefesi konusunda genel bir fikir edinmek isteyenler için üç temel eser mevcuttur. Bunlardan ikisi İngilizcedir; biri Dr. C. Ginsburg'un 1865 yılında yayınladığı eserdir. Doktrinlerin resmi ve kapsamlı bir özetidir. Diğeri Arthur E. Waite'in (A.E. Waite önemli bir Altın Şafak üyesiydi) 1902 yılında yayınladığı "Kabala Öğretisi ve Edebiyatı" (The Doctrine and Literature of the Kabalah) adlı mükemmel eseridir. Ayrıca Fransızca olarak Adolph Franck'ın 1889 yılında yayınladığı bir eser vardır. Ancak bu daha çok betimleyici özelliktedir ve ayrıntılara pek girmez.

    İbrani sisteminde, Hint dini felsefi sisteminin ana noktalarına değinilmemekte veya bu sistem temel farklılığından dolayı dışarıda tutulmaktadır. Örneğin; Başka Alemler Kozmolojisine, bunlar yok edilen Dengesiz Güç Alemlerinden farklıysa pek değinilmemektedir; Karma denilen yasanın değişmezliği ilkesi çok önemli bir yer kaplamaz; reenkarnasyon öğretilir, ancak yeniden doğuş genelde üç yaşamla sınırlıdır.

    Kabalacı öğretinin küçük bir parçası Yahudi Talmud'da bulunmaktadır, ancak bu metinlerde gerçek Kabala'da bulunmayan, örneğin insanların önceki yaşamlarının günahlarından dolayı hayvan biçimlerinde veya erkeklerin kadın biçiminde yeniden doğmaları gibi kaba bir anlayış vardır.

       Unutmamak gerekir ki birçok doktrin birkaç Rabbinin öğretileriyle sınırlıdır ve belirli bir konuda eski bir doktrin ile yeni bir doktrin arasında bazen büyük farklar ortaya çıkmaktadır, bu değişik devir ve okullar, Rabbilerin kitaplarında açıkça görülmektedir. Bazı Kabalacı öğretiler daha hiç basılmamıştır ve günümüze dek sadece mürşitten müride aktarılmıştır. Hiçbir İbranice kitapta bulunmayan ve Gül Haç ve Hermetik Localarda öğretilen konularda vardır. Eski İbranice kitapların dikkatli bir incelemesi, onlara, bazı dogmaları sadece ona layık olan öğrencilerle sınırlamak, bilinçsizce yayılıp cahil veya çıkarcı kişilerin istismarlarına maruz kalmasını önlemek amacıyla bazı kasıtlı "perdeler"in konulduğunu gösterir.

     Daha önce belirttiğim gibi Kabalanın bir somut bütün ve felsefi sistem olarak ilk ne zaman biçim kazandığı sorusu belki hiçbir zaman yanıtlanamayacaktır. Ancak onu İbrani dininin ezoterizmi olarak kabul edersek - ki bunun doğru olduğuna inanıyorum - ortaya çıkışının şüphesiz Jehovah, Yahveh ibadetinin esas ilkelerinin ortaya çıkışıyla yaklaşık aynı zamana denk düşmesi gerekir.

       On iki kavimin oluşumunun tarihi bir gerçek olup olmadığı veya Musa ve hatta Kral Süleyman'ın gerçekten var olup olmadıklarını tartışan bazı şüpheci araştırmacıların iddialarına burada yer vermeyeceğim. Bu çalışmamızın maksadı açısından, İkinci (Süleyman) Mabet döneminde (M.Ö. 536) Asya hâkimi Kirus'un, M.Ö. 587 yılında Babil Kralı Nebuchadnezza tarafından zorla tutsak edilen bazı Yahudilerin Kudüs'e dönmelerine ve İbrani dinini icra etmelerine izin verdiği tarihte, Yahudi ulusunun Yahveh teolojisine,  bir rahip kast sistemine ve somut öğretilere sahip olduğunu bilmek yeterli olacaktır.

       Kudüs'e dönüşten sonra, M.Ö 450 yılında İbranilerin Eski Ahitlerini derleyip düzeltenler, Ezra ve Nehmeniah'tı; Tevrat'ın Musa tarafından yazıldığını ve Kral Süleyman'ın hükümdarlığını inkâr edenlere göre bu kişiler Pentatek'i yazdılar.

         Yenilenmiş din M.Ö. 320 yılına dek devam etti. Bu tarihte Kudüs Ptolemy Soter tarafından işgal edildi. Ancak Soter Yahudi dininin temellerine dokunmadı. Gerçekten de halefi Ptolemy Philadelphus yaklaşık olarak M.Ö. 277 yılında İbrani metinlerin revize edilmelerini ve yetmiş iki âlim tarafından Yunancaya tercüme edilmelerini sağladı.Bu tercüme asırlardır Eski Ahit'in  Septuagint uyarlaması olarak bilinir.

        Bundan sonra Yahudilerin başına başka belalar geldi ve Kudüs M.Ö. 170 tılında Antiochus tarafından işgal edilip yağma edildi. Bunu Makkabilerin uzun savaşları takip etti ve Romalılar Judea'yı işgal ettiler. Sonra Yahudilerle arası bozulan Pompey, şehri işgal etti. Şehir kısa bir süre sonra M.Ö. 54 tılında Romalı General Crassus tarafından yağma edildi Yahudi dini her şeye rağmen muhafaza edildi. İsa'nın yaşadığı devirde bütün dini kutlama ve bayramların mevcut olduğunu görürüz. Kutsal Şehir M.S. 70 yılında sonradan Roma İmparatoru olan Titus tarafından işgal edildi, yağmalandı ve yakıldı.

       İbranice Eski Ahit bütün bu sıkıntılara rağmen muhafaza edildi; ancak kaçınılmaz olarak birkaç kitabında birçok değişiklik ve ilaveler olmuştur. Bir rahip sınıfı silsilesi tarafından aktarılan ve halka sunulan Eski Ahit'e dahil edilmeyen daha ezoterik öğretiler de değişik öğretmenlerin etkileriyle değişime uğramış olabilir.

       Bu devreden kısa bir sonra Eski Ahit kitaplarının günümüze dek gelen ilk şerh ve tefsirleri hazırlanmıştır. Bunların en eskileri yaklaşık olarak M.S. 100 yılında "Kanun" üzerine yazılan "Targum of Onkelos" ve "Peygamberler" veya "Nebiler" üzerine yazılan Jonathan ben Uzziel!in eseridir.

      Yaklaşık olarak M.S. 141 yılında Judea'lı (Judea, Avrupalıların İsrail'e veya Kenan diyarına taktıkları isimdir) Rabbilerin ünlü eseri "Mişna" yazıldı ve "Talmud" denilen çok kapsamlı ve kabarık İbrani doktrinlerin derlenmesine temel odu. Bunların iki versiyonu vardır. En önemlisi Babil'de, diğeri Kudüs'te derlenmiştir. Esas "Mişna"ya Rabbiler "Gemara" denilen tefsirleri ilave ettiler. Bu zamandan itibaren İbrani literatürü epey genişledi ve en azından 1500 yılına dek dini eserler çıkaran bir sürü İbrani Rabbin vardı. İki Talmud ilk kez Venedik'te sırayla 1520 ve 1523 yıllarında basıldılar.

     Eski Ahit kitapları Yahudiler'e asırlarca yol gösteren bir meşale olmuştur, ancak bilgili Rabbiler sadece bunlarla yetinmediler ve onları iki paralel literatür dizisiyle takviye ettiler. İlki Talmud'a dayalı olarak Eski Ahit'i açıklamak ve halkı eğitmek üzere Musa tarafından verilen Onmak ve halkı eğitmek üzere Musa tarafından verilen On Üç Tartışma Kuralı'nın tesfiridir, diğeri ise gizli doktrin ve ezoterik anlamlarını açıklamaya yönelik uzun, daha karmaşık ve derin bir metindir. Oluşum kitabı, Sefer Yezirah ve İhtişam kitabı, Zohar, eski Rabbilerin ehil olmakla övündükleri ve hatta Tanrının halka ifşa edilen yazılı kanundan ayrı olarak, Musa'nın rahiplere ifşa etmesi için verdiği "Gizli Bilgi" olduğuna dair iddia ettikleri sözlü geleneğin özü ve cevherini temsil etmektedir.

        Kabala'nın ilkesel düşüncelerinden biri de, ruhsal bilgeliğin On Sayı ve Yirmi İki Harften oluşan Otuz İki Yoldan elde edildiği düşüncesidir. Bu On Sayı, İlahi Tecelli Sefirot'u, Yüksek Ana Binah'ın Büyük Denizi, Kristal Denizinin Kutsal Sesler Korosunu simgeler. Üç esas Element, Yedi Gezegen ve güneşin yıllık seyrinde beşeri yaşama yön veren Semanın On İki Zodyak Etkisi ile Evrenin,  Doğanın Yirmi İki okült gücünü simgeler. "Sefer Yezirah" tercümenin sonunda Otuz İki Yolun adları ve açıklamalarını verdim.

       Kabala ve Ortodoks Yahudilik arasındaki bağın göstergesi Rabbilerin Eski Ahit Kitaplarını ruhsal yaşam kültürü için Yirmi İki (harfler) diziye sınıflandırmış olmalarıdır. Bu sınıflandırmayı, Eski Ahit'in otuz dokuz kitabından on iki küçük peygamberin kitaplarını bir diziye; Rut'u Hakimler'e; ve Ezra'yı Nehemya'ya ilave ederek ikişer kitaptan oluşan samuel, Krallar ve Tarihler kitaplarını birer kitap sayarak elde ettiler. Ezra'nın zamanında otuz dokuz kitap saptanmıştı.

         Kabalayı açıklayan kitaplara dönersek, onlara atfedilen kökenlerinin doğruluğu ve otantiklikleri bir yana, kadim eserler Sefer Yezirah ve Zohar'ın, kozmoloji alanında derin sezgiler uzak sonuçlar içeren imalar, açık ve berrak bir ruhsal felsefe içerdiği inkâr edilemez. Bu kitaplar özel bir statü ve teolojik bir doktrin külliyatının, yani Kabala'nın temellerini atma onuruna layıktır.

         Umumi İbrani dininin esas dayanağı vetemeli her zaman için Yahveh'in (Jehova) seçilmiş halkına ifşa ettiği Kanunları beyan eden Pentatek, yani Musa'ya atfedilen beş kitap olmuştur. Bu kitaplarla başlayan Eski Ahit'i tarihi kitaplar, peygamberlerin şiirsel öğretilerini içeren kitaplar takip etmiştir ancak birçok bölüme maddi ve dünyevi özellikler hâkimdir ve büyük din kitaplarında beklenen ruhsal tertip yoksunluğu ve bazen de günümüzün ahlâki değerleriyle çatışmalar görülmektedir.

        Üç bin yıl önce bir küçük ulus için birçok konuda hayati önem taşıyan Musevi Kanunları hijyen hususlarını düzenlemeye yönelik çok sayıda ayrıntılı kurallar, hatalı fanilere karşı çok kıyıcı cezalar ve acımasız yaptırımlar getirmektedir. Oysa, bunlar modern görüşün milyonlarca dünyalarıyla Evreni Yaratan bir Tanrıdan tecelli etmesini beklediği şeylerle pek uyuşmaz. Ayrıca, ölüm sonrası yaşamdan neredeyse hiç söz edilmemesi, İsa'dan gelecek yeni ifşaları gerekli kılan bir maddecilik sergilemektedir. Muhafazakâr  İngilizler bu sözlere kuşkuyla baksalar da, onlardan Eski Ahit'e ölüm sonrası yaşam ve ruhun ıslahı için bir dizi yaşamdan geçmesi ve ruhun ölümsüzlüğünü açıklayan bir metini göstermeleri istendiğinde onları bulamazlar ve papazların: "Eğer açıkça konmamışsa da ima etmektedirler" demeleri ile yetinirler. Acaba gerçekten ima edilmişler midir? Eğer edilmişlerse, nasıl oluyor da Eski Ahit'teki önemli yazarlardan öğretilere taban tabana zıt alıntılar yapılabiliyor? Ve nasıl oluyor da modern bir yazar şunu söyleyebilmiştir: "Eski Ahit'te iyi işlerin ödülü refahtı; Yeni Ahit'te ise geçimsizliktir." Bu sadece gelecek bir hayat veya hayatlar olmadığında veya Eski Ahit öğretisinde bir ödül ve cezalandırma döneminden bahsedilmiyorsa mümkün olabilirdi.

        Ne var ki bu gözlem doğrudur ve Eski Ahit insanın hayvan kadar ölümlü olduğunu öğretmektedir, örneğin (Vaiz iii. 19): "Çünkü Ademoğularının başına gelen, hayvanların da başına gelir; ve başlarına gelen şey birdir; bu nasıl ölüyorsa öteki de öyle ölüyor; hepsinin bir soluğu var; ve adamın hayvana üstünlüğü yoktur; çünkü hepsi boş. Hepsi bir yere gidiyorlar; hepsi topraktandır, ve hepsi yine toprağa dönüyorlar... Ve gördüm ki, adamın kendi işlerinde sevinçli olmasından daha iyi bir şey yoktur; çünkü onun payı budur; çünkü kendisinden sonra olacak şeyi görmek için onu kim geri getirecek?" Gerçekten de kendi Egosu, Ruh veya Yüksek benliğinden başka kim olabilir?

          Ancak belki de bu kitap adıı sanı belirsiz bir Yahudi ve yarı Keldani veya bir Babil'linin kaleminden çıkmıştır. Ama kesinlikle hayır, zira bütün Yahudi âlimler bu kitabı Yahudilerin en görkemli döneminin kralı Süleyman'a atfediyorlar. Eğer Yahudiliğin özü ruhun ölümsüzlüğü olsaydı, Süleyman bunu o denli aşikâr bir biçimde inkâr etmezdi.

      Yine, Tekvin'de Yaratılışın öyküsüne baktığımızda aynı hikâyeyi görürüz. Hayvanlar topraktan yapılmıştır, insanlar topraktan yapılmıştır. Havva Adem'den yapılmıştı ve her birinin sureti içine hayat nefesi "Nephesh Chiah" (Nefes Hiyah), can üflendi. Oysa Adem'in bir süre deneyim kazanmak, ıslah olmak için orada ikamet edecek, sonradan farklı bir gelişim evresine geçip ilahi kaynağa geri dönecek Yüce Zekâ'dan bir Işın aldığına dair herhangi bir ipucu yoktur. Ancak, bu eserlerin yazarları her kimse, insanın daha yüksek bir tarafı, Ruh Varlığı olduğu konusunda herhangi bir kavramdan yoksun olmaları herhalde olası değildir. Eleştirel görüşe göre belirli bir dönemde dini felsefe Eski Ahit'ten çıkarılmış ve imtiyazlı bir sınıfa ayrılmıştı. Bu durumda halk için sadece katı ve kesin kanun ve gelenekleri içeren dış katman kalmıştı. Dini kitap olarak Eski Ahit'te olmayan ruhsal felsefe Kabala'nın esas özü olabilir; zira bu Kabalacı dogmalar İbranice olup ruhsal ve görkemli bir yüceliğe sahiptir. Eski Ahit onların ışığında okunduğunda bir ulusun sahip çıkmasına layık bir eser olmaktadır. Burada Kabalanın öz esasları ve kadim temelinden söz ediyorum. Doğrudur, mevcut birçok eserde bu asli hakikatler asırlara yayılmış derleyicilerin hayali ve çoğu zaman kaba ilaveleri ve şarklı imgeleriyle örtülmüştür. Ancak bütün bunların ardında saklı bir İlahi Gücün anahtar ilkeleri, onun tezahür eden Tecellileri, insan yaşamını diriltmesi, ruhların öte yaşamları, dünyevi yaşamın faniliği burada tam anlamıyla açıklanan temel doktrinlerdir ve bunlar Yahudilerin Kabalası ile Budizm ve Hinduizm'in ezoterik denilen öğretileri arasındaki temas noktalarıdır.

         Belki de Protestan kilisesinin koptuğu Katolik Kilisesi, ilk başlarda Kitab-ı Mukaddes'in ezoterik mahiyetine ve görünürde tarihi olup aslında meselsi olayları kapsayan Yahudi kitaplarının gerçek manalarına varmanın anahtarı olarak, Ezoterik Kabalayı anlamak için gereken ruhbani yöntemlerine vakıftı. Bunu doğru kabul edersek, Katolik kilisesinin asırlar boyunca ruhban sınıfının dışında olanların Eski Ahit'i irdelemelerine karşı neden caydırıcı bir tavır aldığı açıklığa kavuşur. Aynı şey, Protestanların hırçın rahip sınıfının Reformasyon ile birlikte ruhban sınıfı haricindekileri Eski Ahit kitaplarını okumaya teşvik etmekle hata yaptığını akla getirir.

        Musa'ya ait olan ve öteki Eski Ahit kitaplarının lafzî yorumları, tekrar tekrar zalim ve kıyıcı sistemleri desteklemek için kullanılmıştır. Bunun dikkat çekici bir örneği yüzyıl önce gibi yakın bir zamanda cereyan etmiş, Protestan ülkelerin rahipleri oybirliğiyle Yahudilere zorunlu olan Yahve kanunlarına dayanarak köle ticaretinin devam etmesini desteklemişlerdir.

         O dönemin serbest düşünürleri ezilen ve zulüm gören ırkları kollamışlardır. Asırlardır en bilge insanlar, en büyük bilim adamları İbrani yazıtlardaki talimatlar, iddialar ve öykülere atfedilen yanılmazlığa karşı verdikleri mücadelelerde hep başarıdan başarıya koşmuşlardır.

       Eski Ahit gerçekten de belli bir düzeye kadar binlerce Hıristiyan'ı bir arada tutmaktadır. Zira İsa, öğretisini Yahudi halkının doktrinleri üzerine inşa etmiştir. Ancak günümüzde türeyen sayısız Hıristiyan mezhep ve fırkaların hemen hepsi ortaya çıkışlarını Kitab-ı Mukaddes'in kişisel yorumunu yapma hakkından almıştır. Oysa kitabın tefsir anahtarları kayıp veya en azından eksik olduğu ve onların yardımı olmadan kritik hataların kaçınılmaz olduğu açıklansaydı, herkes yorum hakkına sahip olmazdı.

       Kitab-ı Mukaddes'in farklı yorumlarının sayısındaki artış, bu yorumlar fuzuli ve beyhude olmasına rağmen çok önemlidir. Çünkü yüzlerce mezhep ve fırkanın takipçileri kendilerinde sadece kişisel yorum hakkını görmekle yetinmemişler, Kitab-ı Mukaddes için iddia ettikleri yanılmazlığın kendi kişisel propaganda veya kilise servisleri üzerine yansıması kaçınılmazmış gibi, kendi dışında olanları kınama görevini üstlenmişlerdir. Her köy, dini hoşgörüsüzlük lanetiyle kavrulmuş ve mezhepler kendilerine sadece başkalarından ayrılma hakkını değil, aynı zamanda dar çevrelerinin dışındaki herkesi eleştirmek, infaz ettirmek ve cehennemlik olarak tanımlamak hakkını kendilerinde görmüşlerdir.  

         Mistikler, Okültistler ve Teozofistler bütün dinlerin ortak temel ve kökenini göstererek ve mevcut müşterek aydınlanma olasılığını açıklayarak gerçekten iyi (ve Tanrısal) bir hizmette bulunuyorlar. Hoşgörü ve karşılıklı saygıdan çokça iyilik doğabilir. Oysa dincilerin ayrılıkçı mücadeleleriyle bütün inançlar zarar görür ve din; hoşgörüsüzlük, çekişme ve kibrin diğer adı olur. Bundan sonra bir mezhebin azimli bir üyesinin bütün uğraşı, İsa'nın "Yargılamayın ki yargılanmayasınız" sözüne tam olarak ters düşerek, başkalarının çabalarını kınamaya her an hazır olmasına dönüşür.

        Yahudilerin bir mezhebi Sadukilerden gelen Caraiteler, tarih boyunca Kabalayı reddetmişlerdir. Ayrıca belirtmek gerekir  ki ülkemizin (İngiltere) günümüzdeki İbrani hahamları Pratik Kabalayı izlememekte ve Dogmatik Kabala öğretilerini kabul etemektedirler. Öte yandan birçok ünlü Hıristiyan yazar Doktrinsel Kabalaya karşı sempatilerini ifade etmiştir.

        M.S. 420 yılında ölen St. Jerome "Marcella'ya Mektup" adlı eserinde On Sefirot'a atfedilen bütün Kabalistik İlahi isimleri verir. Diğerleri arasında Raymond Lully, 1315; Dördüncü Papa Sixtus, 1484; Pic de Mirandola, 1494; Johannes Reuchlin, 1522; H. Cornelius Agrippa, 1535; Jerome Cardan, 1576; Gulielmus Postellus, 1581; John Pistorius, 1608; Jacob Behmen, 1624; ünlü İngiliz Gül Haç mensubu Robert Fludd, 1637; Henry More, 1687; ünlü Cizvit Athanasius Kircher, 1680; ve Knorr von Rosenroth, 1689, gibi isimlerdir. Bunlara ayrıca modern Fransız Okült Bilimler yazarları Eliphaz Lévi ve Edouard Schuré, İngiliz yazarlar Dr. Anna Kingsford ve Edward Maitland ilave edilmelidir. Ünlü Alman filozof Spinoza da (1677), Kabala öğretilerine oldukça önem vermiştir.

 

KABALA

            Kabala, XII. yüz yıldan başlayarak Yahudi gizemciliğini tümüyle etkisi altına almış olan ezoterik bir akımdır. Her zaman temelde sözlü bir gelenek olan Kabala, İbranice'de sözcük anlamı olarak da "gelenek" karşılığını taşımaktadır.

            Gizemci deneyimlerin içerdiği olası kişisel tehlikelerden kaçınabilmek amacıyla, Kabala öğretisine veya uygulamalarına insiyasyon mutlaka bir önderin, bir yol göstericinin gözetim ve denetiminde gerçekleştirilmelidir. Her yönüyle gizemci bir öğreti olan Kabalan'nın, özünde Tanrı'nın Musa'ya aktardığı "ilahi vahy olan Torah'ın (Tevrat) yazılı olmayan gizli bilgilerini içerdiği ileri sürülmüştür. Yahudiliğin temel ilkesinin Musa yasalarına uyum olmasına karşın, Kabala'nın insana doğrudan Tanrı'ya ulaşma yollarını varsayılmıştır.Bu bakımdan Kabala, bir çokları tarafından tehlikeli bir biçimde kamutanrıcı (panteist) ya da sapkın olarak nitelendirilen gizemci yaklaşımlar içeren bir dinsel boyutu Yahudiliğe katmıştır.

                                                    

KABALA'NIN  KÖKENİ

             Kabala'nın kökeni İ.S. I. Yüz yılda Filistin'de filizlenen "Merkava" (ya da Merkabah) gizemciliğine kadar geri götürülebilir. Merkava gizemciliğinde temel uğraş, Eski Ahit'te peygamber Ezekiel'in düşlediği "ilahi taht" ya da "araba" (merkava) hakkında derin düşüncfelere dalmak ve bu sayede coşku içinde kendinden geçektir.

             VII. ve XII. yüz yıllar arasında uygulama alanı Filistin'den Babilonya'ya kayan ve yoğun biçimde Gnostik inançların etkisi altında kalan Merkava gizemciliğinde asıl Fizemci Merkava yazımında, coşku içindeki ruhun yükselişi, düşman meleklerle dolu "yedi küre"yi ya da"yedi gök" katını  aşmak için yapılan tehlikeli bir yolculuk olarak tanımlamaktadır. Ruhun bu yolculuktaki amacı, merkava'nın üzerinde bulunan ilahi tahta ulaşmaktır.

           "Tzenu'im" adı verilen Merkava uygulayıcıları, özel ahlak niteliklerine sahip olan az sayıda seçkin kişilerdi ve sürekli oruç tutarak kendilerini gizemci deneyimlere hazır tutmaları gerekliydi. Bu seçkinlerin yapacağı başarılı bir düşsel yolculuk için herşeyden çok "mühür" olarak tanımlanan bazı büyülü sözlerin ve formüllerin kullanımı zorunluydu. Bu büyülü sözler, her bir gök katının kapısında bekçilik yapan melekleri yatıştırmak için gerekliydi. Hatalı bir "mühür" kullanımı, önemli yaralanmalara hatta korkunç ölümlere yol açabilirdi.

        Talmud'a göre, Merkava uygulamasına kalkışan dört kişi arasından biri ölmüş, diğeri delirmiş, öteki dinden çıkmış ve yalnızca Rabbi Akiba ben Joseph gerçek bir düşsel deneyime nail olmuştur. Merkava uygulayıcıları kimi zaman "Doğaüstü Dünyanın Gezginleri" olarak da adlandırılırlardı. Bu gizemci akımın en eski ki yazımsal kaynağı;  Rabbi Akiba'ya ait olduğu sanılan " Küçük " ve Rabbi Ishmael ben Elisha'ya ait olduğu sanılan " Büyük "  metinlerdir. Ayrıca "Enoch'un Kitabı" ve Tanrı'nın oldukça abartılı antropomorfik (insan biçimli) betimlemelerini içerek "Shi'ur Qoma" (İlahi Boyutlar) adındaki metinler de Merkava geleneğine aittirler.

 

Sefer Yetzira 

             Kabala geleneğinde III. ve VI. yüz yıllar arasında ortaya çıkmış olan ikinci basamak "Sefer Yetzira" (Yaratılış Kitabı) adlı kitaptır. Sefer Yetzira, büyü ve evrenbilim (kozmoloji) konusunda bilinen en eski İbranice eser olup evrenin, İbrani alfabesinin 22 harfi ile "Sefirot" adı verilen 10 ilehi rakamdan yaratıldığını anlatmaktadır. Harfler ve rakamlar birlikte Tanrı'nın evreni yaratırken kullandığı "gizli bilgeliğin 32 yolu"nu oluştururlar.

                                          

Sefer ha-Bahir

               Kabala'nın bir diğer önemli metni, XII. yüz yılda ortaya çıkan "Sefer ha-Bahir" (Parlaklık Kitabı) adlı eseridir. Bu kitabın, ezoterik Yahudi gizemciliği ve genel olarak Yahudilik üzerindeki etkisi derin ve kalıcı olmuştur. Bahir, yalnızca Sefira'ları yaratılışın ve evrenin sürekliliğinin araçları olarak yorumlamakla kalmamış, aynı zamanda "Gilgul" (ruh göçü) gibi kavramları da ortaya atarak yoğun bir gizemci simgecilik katkısıyla Kabala'nın temellerini güçlendirmiştir. Bahir, aslında Eski Ahit'in geniş kapsamlı bir simgesel yorumudur ve dayandığı temel motif, İbrani alfabesindeki harflerin ses ve biçimlerinin gizli anlamlarıdır.

           

Sefer ha-Temuna

 

             İlk olarak XIII. Yüz yılda İspanya'da ortaya çıkan "Sefer ha-Temuna" (İmge Kitabı), yazarı bilinemeyen İbranice bir eserdir. Temuna, İbrani alfabesinde bulunan harflere mistik anlamlar yükler ve Tevrat'ın insan gözü ile görülemeyen bazı bölümlerinin olduğunu ileri sürer.

             Temuna'nın en önemli katkısı Kabala'ya "Kozmik Devirler" (Shemittot) kavramının eklenmesidir. Buna göre, her kozmik devir, kendine denk düşen Tanrısal niteliklerle uyumlu ayrı birer Tevrat yorumu getirmektedir.

                            

Sefer ha-Zohar

 

        Bazı Kabalacılar tarafından Tevrat'a rakip olacak ölçüde kutsallık atfedilen ünlü "Sefer ha-Zohar" (Görkemin Kitabı) da ilk olarak İspanya'da ortaya çıkmıştır. Genel olarak, yaratılışın gizemini ve Sefira'ların işlevlerini anlatan Zohar ruh, kötülük ve yaratılış gibi konularda gizemci kavramlar geliştirmektedir. Çoğunluğu Aramice olan ve XIII. yüz yılda yazılmış olan bu kitap, ezoterik Yahudi Mistisizminin ya da Kabala'nın klasik metni olarak değerlendirilmektedir. Yahudi dininde, ezoterik gizemciliğin İ.S. I. yüz yıldan başlayarak işlenmesine karşın, Zohar geleneksel gizemci yaklaşımlara XIV. Yüz yıldan sonra yeni bir canlılık ve hız getirmeyi başarmıtştır.

        Zohar,  yedi ayrı bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerin en geniş olanı, Eski Ahit'in ilk beş kitabı (Tevrat) ile Ruth ve Süleyman'ın Özdeyişleri bölümlerinde yer alan kutsal metinlerin "içsel" (gizemci, simgesel) anlamlarını işlemektedir. Zohar'da tümü Simeon ben Yohai (İ.S. II. yüz yıl) ve öğrencilerini merkez alan oldukça uzun vaazlar ve kısa söylev ve öyküler yanyanadır.  Zohar, yazar olarak Simeon'un adını özellikle vermekteyse de, çağdaş araştırmacılar eserin büyük bir bölümünün Moses de Leon (1250-1305) tarafından yazıldığına ikna olmuşlardır. Yine de, elde bulunan metinde bazı eski mistik yazılardan alıntıların kullanıldığı olasılığını göz ardı etmemektedirler.

LURIA KABALASI

 

              1942 Yılında İspanya'dan sürülmelerinden sonra, Yahudilerin dünyanın sonu ve mesihin gelişine dair beklentileri giderek yoğunlaştı ve bunun sonucu olarak Kabala'ya duyulan ilgi büyük ölçüde arttı.

             İşte böyle bir manevi ortamda, XVI. yüz yılda Kabala'nın tartışmasız merkezi durumuna, gelmiş geçmiş en büyük Kabalacı olarak kabul edilen Isaac ben Solomon Luria'nın yaşadığı, Galile'deki Safed kenti ulaştı.

             "Arslan" (ha-Ari) lakabıyla da anılan Luria, 1534 yılında Osmanlı topraklarında bulunan Kudüs'te dünyaya geldi. Yaşamı hakkında temel kaynak, yazarı bilinmeyen "Ari'nin yaşamı" (Toledot ha-Ari) adlı bir biyografidir. Luria'nın ölümünden yaklaşık yirmi yıl sonra yazılan ve yayınlanan bu yapıt, Luria hakkında gerçek ve hayali ögeleri rastgele bir araya getirmiştir.

             Toledot'a göre Luria'nın babası erkenden ölmüş ve annesi küçük oğlu ile birlikte Mısır'a, varlıklı ailesinin yanına göç etmiştir. Luria, önceleri dinsel bir eğitim almış ve Yahudi hukukunu (Halakha) incelemiştir. Henüz çok genç iken, ünlü hukukçu Isaac ben Jacob Alfasi'nin "Sefer ha-Halakhot" adlı kitabına yorumlar kaleme almıştır. Luria'nın gençliğinde ticaret ile uğraştığı da bilinmektedir.

           Kısa süre sonra Luria'nın tüm ilgisi Yahudi mistisizmi üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu dönemde herşeyden elini eteğini çekip, Nil üzerinde bir adada bulunan evinde yedi yıl kadar yalnız yaşamıştır. Erken dönem Kabalacılarını inceledikten sonra, zamanla tüm araştırmalarını Zohar'a yönlendirmiş, döneminin en önemli Kabalacısı olan Cordovero'nun yapıtlarını okumuştur. Luria'nın ilk yapıtı, Zohar'ın bir bölümü olan "Gizlilik Kitabı" (Sifra di-Tzeni'uta) hakkında yazdığı yorum olmuştur. Bu yorum tümüyle klasik Kabala''nın etkisinde olup, ileride Luria Kabalası diye anılacak olan özgün öğretisinden hiç bir iz taşımamaktadır.

       1570 Yılında Luria, Cordovero'nun öğrencisi olmak için Kabalacı akımın merkezi haline gelmiş olan Safed'e göç etmiştir. Öğrenciliği sırasında, kendisi de yeni bir sistemle Kabala dersleri vermeye başlamış ve etrafına çok sayıda öğrenci toplamıştır. Bu öğrencilerin arasında, sonradan Luria'nın öğretilerini yazıya dökecek olan Hayyim Vital en yeteneklisi olmuştur. Luria'nın Kabala öğretisini yalnızca ezoterik ir çevreye yöneltmişti, araştırma ve derslerine herkesin katılmasına izin vermiyordu. Zamanının çoğunu öğrencilerinin eğitimi için harcarken, geçinebilmek için o dönemde de Safed'de oldukça canlı olan ticaret uğraşını da sürdürmekteydi.

          Luria'nın Safed'e geldiği ilk günlerde, Cordovero'nun çevresinde toplanmış bulunan Kabalacılar, belirli ritüelleri uyguladıkları farklı bir yaşam tarzı geliştirmişlerdi. Örneğin, Şabbat (Cumartesi) günlerinde kırlara çıkarak "Sabbath Kraliçesi" adıyla kişileştirdikleri günü kutluyorlardı. Luria'nın gelişiyle, bu gezintilere "Kavvanot" (meditasyon) ve "Yilhudim" (birleştirme) gibi yeni uygulamalar eklendi. Aslında bu ritüeller, ruhların Mesih'in gelişine kadar içinde yaşamaya mahkum oldukları kirli kabuktan sıyrılmayı sağlayan bir tür günahtan arınma eylemleriydi.

        Luria'nın kişiliğinin en güölü etkisi, Safed kentine yoğun manevi bir atmosfer, mesihçi bir gerilim ve bir yaratıcılık ateşi getirmişti. İçtenlikle dine bağlılık ve dünyadan el etek çekiş Kabalacıların yaşam özellikleri haline gelmişti. Safed'te yaşayan herkes, Zohar'ın yorumundan hareketle, Mesih'in 1575 yılında Galile'de ortaya çıkacağına inanmıştı.

          Safed'de yaşadığı kısa süre içinde - ölümüne kadar geçen iki yıl süresinde - Luria, Yahudi mistisizmine yeni unsurlar ekleyen, çok yönlü ve verimli bir Kabala dizgesi kurmayı başardı. Zohar'ın ilk bölümünün bir yorumunu içeren oldukça kısa bir metnin dışında, kendi öğretisini asla kaleme almadı. Luria, 1572 yılının Ağustos ayında bir salgında yaşamını yitirdi.

            Bugün Luria Kabalası diye bilinen, Luria'nın ölümünden sonra Hayyim Vital tarafından derlenerek yazıya dökülen ve Luria'nın öğretilerini içeren oldukça kapsamlı bir kolleksiyondur. Bu yapıt, tüm Yahudi mistisizmini etkileyen yeni bir düşünce akımı oluşturmuştur. Luria Kabalası, bir yaratılış kuramı ile buna bağlı olarak evrenin giderek yozlaştığı düşüncesini ileri sürer ve özgün uyumu yeniden oluşturmak için pratik bir yöntem önerir. Yaratılış kuramı üç temel kavrama dayanmaktadır: "çekilme" (Tzimtzum), "kapların kırılması" (Shevirat ha-Kelim), "restorasyon, tamirat", (Tiqqun). Sonsuz (En Sof) olan Tanrı, yaratılışa yer açabilmek için, yeni oluşan uzaya yayılan bir ışık biçiminde, kendi içine doğru çekilmiştir. Sonradan bu sonsuz Tanrısal Işık, sonlu kapların içine hapsolmuş ve gerilime dayanamayan kaplar kırılarak, evrene kötülük ve uyumsuzluk yayılmıştır. Artık dünyayı kötülükten arındırma ve hem kozmosu, hem de tarihi kurtarmak için mücadele etmek gereklidir. "Tiqqun" aşamasında, Tanrı'nın krallığı yeniden kurulacak, ilahi parlaklık kaynağına geri dönecek. Tanrısal Işığın en yüksek formu olarak "ilksel insanı" simgeleyen "Adam Kadmon" yeniden doğacaktır. İnsanoğlu bu süreçte önemli bir rol oynamaktadır.Zira dualar sırasında uygulanan mistik süreçte önemli bir rol oynamaktadır. Zira dualar sırasında uygulanan çeşitli "kavvanot"lar ve sözcüklerin gizli kombinasyonlarının mistik söylenişleri, ilksel uyumun yeniden kurulmasına ve "Tanrısal İsmi" yeniden birleştirmeye yöneliktir.

          Luria Kabalası'nın etkisi büyük olmuştur. Hem XVII. yüz yılda gelişen Sabetay Sevi akımı, hem de XVIII. yüz yılda ortaya çıkan aşırı sofu ve gizemci Hasidizm akımı üzerinde önemli bir rol oynamıştır.

 

SABETAY SEVİ

 

          1626 Yılında İzmir'de dünyaya gelen Sabetay Sevi, genç yaşlardan başlayarak kendini Yahudi mistisizmine, Kabala'ya kaptırmıştı. Bilincini yitirdiği, coşkulu dönemler yaşıyordu. Güçlü kişiliği ile çevresine bir çok mürit toplamayı başarmıştı. Henüz yirmi iki yaşında iken, Kabaladcı yorumlara dayanarak, kendisinin beklenen mesih olduğunu ilan etti.

        Gelişmelerden huzursuz olan hahambaşılık, Sevi'yi İzmir'i terk etmeye zorladı. Sevi önce eski bir Kabala merkezi olan Selanik'e, sonra İstanbul'a gitti. Başkent'te saygıdeğer ve ünlü bir vaiz olan Abraham ha-Yakini ile karşılaştı. Yakini'nin elinde Sevi'nin mesih olduğunu doğrulayan Kabalacı bir kehanet belgesi vardı. Kısa süre sonra İstanbul'dan da ayrılan Sevi, önce Kudüs'e ve sonra Mısır'a gitti. Kahire'de Osmanlı valisinin hazinedarı olan güçlü ve varlıklı Raphael Halebi'yi kendi davasına inandırdı.

           Mali destek sağlamış olarak, yandaşlarından oluşan bir maiyet ile Kudüs'e muzaffer bir biçimde geri döndü. Burada, Gaza'lı Nathan adında yirmi yaşlarında bir öğrenci, Yahudi geleneklerinde yer alan "Mesih'in Müjdecisi" rolünü üstlendi. Nathan, coşku içinde, İsrail devletinin yeniden kuruluşunun çok yakında gerçekleşeceğini ve Sevi'nin zaferi ile dünyanın kurtulacağını herkese duyurdu. Nathan, Kabala hesaplarına dayanarak, kıyamet günü için 1666 yılını bildirdi. Ancak, Kudüs hahamları tarafından tehdit edilen Sevi, 1665 yılında sevinçle karşılandığı İzmir'e geri döndü. Bir kaç yıllık süre içinde, Sabetaycılık akımı hızla güçlenerek Venedik, Amsterdam, Hamburg, Londra ve bazı Kuzey Afrika kentlerine kadar yayıldı.

        1666 Yılı başlarında, İstanbul'a giden Sevi, Osmanlı yetkilileri tarafından tutuklandı. 16 Eylül günü Edirne'de Padişah'ın huzuruna çıkarıldı. Önceden ölümle tehdit edildiği için, Sevi din değiştirerek Müslüman olmayı kabul etti. Padişah, Sevi'nin adını Mehmet Efendi olarak değiştirdi ve yüksek bir maaşla kapıcıbaşı görevini verdi. Ancak, bu din değiştirme olayı, müritlerinin çoğunu hayal kırıklığına sürükledi.  Zamanla itibarını yitiren Sevi, sürgün olarak gönderildiği Arnavutluk'ta 1676 yılında öldü.

      Sevi'yi din değiştirmesine karşı terk etmeyerek etrafında toplananlardan oluşan Sabetaycılık adı verilen akım, Sevi'nin dinsel yetkileri hakkındaki aşırı iddiaları ile sonradan din değiştirerek Yahudi inancına ihanet etmesi çelişkisini giderme çabası içindedirler. Sadık Sabetaycılar, Kabalacı bir yaklaşımla, Sevi'nin din değiştirmesini mesihliğinin gerçekleşmesi için atılması gereken son adım olarak yorumlarlar. Bu nedenle, önderlerini izleyerek Müslümanlığa geçmişlerdir. Bu dönmeler (din değiştirenler) için, kişinin kendini kalpten Yahudi hissetmesi önemlidir ve görünürde uygulanan Müslümanlığın ve biçimsel eylemlerin değeri yoktur. Zohar'ın Luriacı yorumundan yola çıkarak, bir çeşit "Kutsal Günah" kuramına ulaşan Sabetaycılar, Torah'ın amaçlarının tam olarak gerçekleşmesinin ancak, manevi olmayan eylemler sonucunda Torah'ın görünüşte ortadan kaldırılması ile olanaklı olacağını ileri sürerler.

 

 

 

PRATİK KABALA

 

        Dogmatik Kabaladan önce Pratik Kabalayı ele alalım. Teorik Kabalanın incelenme sebebi, belki de ilk olarak Pentatek'in (Musa'nın beş kitabının) yakından incelenmesiyle ilgili olmasıdır. Bu inceleme Pentatek'in her cümle, kelime ve harfinin ilahi İlhamdan kaynaklandığı ve tek bir nokta veya başlığın (en küçük İbrani Harfi Yod'un) bile göz ardı edilmemesi gerektiği kuramına dayanır. Rabbinler her kelime ve harfi saydılar; her harfin bir sayı karşılığı olduğu için, bütün Tanrı isim ve sıfatlarının özel isimlerin ve ilahi emirleri içeren bütün sözlerin sayısal değerlerini hesapladılar.

        İbrani harfleri ve sayıları şöyledir:

        Ayrıca kelime sonundaki değeri değişen birkaç harf vardır, son K, 500; son M, 600; son N, 700; son P, 800; ve son Tz, 900. İlahi isim Yah, IH'ın sayısal değeri 15'dir ve her zaman genel kullanımda 9 ve 6, ThV, Tet ve Vav. ile temsil edilir.

 

       Kabalacı Rabbiler Eski Ahit'in kanun kitapları "Torah"ın sözlerinin yaşamda uygun davranış bilgisine bir klavuz olduğunu, Sinagogda ve evde okunması uygun metinler olduğunu söylerler. Ancak her söz, öykü, kanun ve olayın ayrıca daha derin, mistik bir anlam taşıdığını ve bunların Gametria, Notarikon ve Temuria kurallarına göre hesaplama, çevirme, devşirme ile bulunabileceğini iddia etmişlerdi. Bu isimlerden ilki Grekçe, ikincisi Latincedir, fakar üçüncüsü İbranice bir kelimedir ve MUR kökünden gelmiş olup TMURH, devşirme (permütasyon) anlamına gelir.

       On yedinci asrın en önemli Rabbisi Menasseh ben Israel, Musa'nın kitaplarını insan bedenine, Mişna adlı tesfirleri ruha, Kabalayı ise ruhun özüne benzetmiştir: "Cahiller ilkini, eğitimliler ikinciyi inceleyebilir, ancak en bilgeler tefekkürlerini üçüncüye yöneltirler." Kabalacıları ise kutsal etinlerde bolca bulunan sırlara nüfuz etmeyi mümkün kılan on üç kurala sahip teologlar olarak tanımlamıştır.

      Birçok Kabalacı, öğreti ve metotların ilkel insanlara Cennetten Melekler tarafından indirildiğini iddia etmiştir ve Pentatek'in ilk Dört Kitabının anlatılan tarihi olaylar ve verilen kanunlar dışında kendi öğretilerini içerdiğine inanırdı.

        Zohar şöyle der: "Eğer Torah'ın bu kitapları sadece Esau, Hagar, Laban ve Balgaam hakkında öyküler ve onların sözlerini içeriyorsa, neden onlara "Mükemmel Kanun, Hakikat Kanunu, Tanrının Hakiki Şahidi" dendi - Bunun gizli bir anlamı olmalı. " Kanunun (Torah) sadece basit deyişler ve masallar içerdiğini söyleyen insana eyvahlar olsun. Bu doğru olsaydı, zamanımızda bile daha saygın bir doktrin kitabı derlerdik. Hayır, her kelimenin ilahi bir manası vardır ve bu semavi bir sırdır. Kanun bir meleğe benzer, yeryüzüne gelmek için burada tanınmasını anlaşılmasını sağlayacak bir kılığa bürünmelidir, fakat bilge kıyafeti giyene bakar."

        Belirli dönemlerde vasat Yahudi ve hatta Hıristiyan Pederler de kutsal yazıtlarının hem lafzî, hem de mistik anlamları olduğu konusunda benzeri beyanlarda bulunmuştur. Talmud'un "Sanherin" kitabında İsrail Kralı Manasseh, Musa'ya cariye Timnah ile Raşel'in adam otlarından daha anlamlı hikâyeleri olup olmadığını sorduğunda, Musa bu hikâyelerin içinde saklı anlamlar olduğunu açıklamıştı.

      Kilise Babalarından Origen (M.S. 253), "Homilies" adlı eserinde dünyanın altı günde yaratılması, bitkilerin Tanrı tarafından ekilmesi gibi hikayelerin arkasında daha derin manalar saklayan mecazi anlatılar olarak görülmesi gerektiğini yazmıştır. Origen anlamın üç derecesini tanımlamıştı: bedensel, psişik ve ruhsal; ya da kutsal metinlerin bedeni, ruhu ve özü.

      1340 yılında ölen Nicholas de Lyra, dört yorum yordamını kabul etti: harfi, alegorik, ahlaki ve batınî (ezoterik) veya mistik.

      Bu görüş, Zohar'daki temayı yakın bir şekilde izlemektedir. Zohar ii. 99'da Kutsal Kanun sevgilisine kendini açan aşık bir kadına benzetilir. İlk kez bunu işaretlerle (ramaz), sonra fısıltılarla (derush), sonra yüzü peçeli konuşmayla (hagadah) ve sonunda yüzünü açarak aşkını beyan eder, ki bu da sod'dur, gizlilikte iletişim, sır.

         Merhum Dr. Anna Kingsford ve Edward Maitland, sürekli olarak İbrani metinlerin arkasında gizli anlamların saklı olduğunu ısrar eden önemli Kabalacılardı. Merhum H.P. Blavatsky kadim dinlerim kadim kutsal metinlerinin yedi düşünce planında açıklamaya tabi olduklarını söylerdi.

          Kabalistler normal ve sonlu biçimi ile her İbrani harfte derin anlamlar bulmuşlardır. Ayrıca büyük harf, yanlış yer-leşmiş harfler ve olması gerektiğinden farklı imlalı kelimelerde sırlar bulmuşlardır. Tanrıyı farklı yerlerde Alpeh, A; veya Yod, I, veya Şin, Sh, Nokta, daire içinde nokta, hatta üçgen ve on, Yod'da oluşmuş bir Dekad ile temsil ettiler.

        GEMATRİA, belirli bir sayısal değeri olan bir kelimenin, aynı sayısal değeri taşıyan başka bir kelimelerle ilintili olduğunu kabul eden bir yorumlama metodudur. Böylece belirli sayıların birkaç  fikri birden temsil ettiği bve bu kelimelerin birbirini yorumlayabileceği düşünülmektedir. Örneğin, "Mesih", Messiah, MShICh olarak yazılır ve sayısal değeri 358'dir ve IBA ShILH, Shiloh gelecektir ile aynı sayısal değeri taşır; dolayısıyla Tekvin 49 V, 10, Mesih konusunda bir kehanet olarak kabul edilirdi. Ayrıca NChSh, Nachash, "Musa'nın Yılanının" değeri de 358, Şin (Şin), Sh harfinin değeri 300 olduğu için bir kutsal sembol haline gelmiştir, zira RUCh ALHIM, Ruah Elohim, "Yaşayan Tanrının Ruhu" aynı sayısal değerdedir.

      NOTARIKON, veya kısaltma iki biçime sahiptir. Birinde veya birkaç kelimenin ilk ve son harflerinden bir kelime oluşturulur; ikincisinde tek bir kelimenin ahrfleri alınır, harflere ek harfler eklenir ve bundan bir cümle üretilir. Örneğin, Tesniye 30 V. 12: "Musa sorar, kim bizim için Cennete çıkar?" MI IOLH LNV HShMILH, bu cümle içindeki kelimelerin ilk harfleri sünnet anlamına gelen MILH, mylah kelimesini oluşturur ve son harfleri IHVH, Yahweh, kelimesini oluşturur: dolayısıyla sünnetin, Tanrının gösterdiği, cennete giden yolun bir özelliği olduğu ileri sürülür.

      Amen, AMN'in baş harfleri "Adonai Melekh Namen", "Efendi ve itaatkar Kral" oluşturur. Rabbilerin tılsımlarında kullanılan ünlü güç kelimesi "AGLA","Ateh Gibur Leolam Adonai," "Ebedi Güçlü Efendi" (veya Tu Potens In Saeculum Dominine) baş harflerinden oluşmuştur.

     TEMURA daha da karmaşık bir yöntemdir ve çok sayıda ilginç kehanet (divination) yöntemine yol açmıştır. Bir kelimenin hafleri belirli kural ve sınırlar içerisinde devşirilir veya çoğu kez bir diyagramla gösterilen belirli bir şemaya göre bir kelimenin harfleri başka harflerle değiştirilir. Örneğin, yaygın bir form alfabenin yarısını ters sırada diğer yarısı üzerine yazmaktı. Böylece ilk harf A, son harf T ile yer değişir, B harfi Şin (Ş) harfi ile yer değişir vs. Bu uygulama ile Yeremiah 25 v. 26'da Sheshak kelimesinin aslında babin anlamına geldiği söylenir.

 

(Athanasius Kircher'in Œdipus Ægyptiacus eseri)

- Tanrı'nın 72 İsmi -

 

 

            Bu permütasyon ATBSh, atbaş olarak bilinir. Bu ilkeye bağlı olarak diğer başka yirmi bir olası biçim görüyoruz, sırasıyla Albat, Abgat, Agdat: tam diziye "Tziruph bileşimleri" denilir. Diğer biçimler: rasyonel, sağ, ters ve düzensizdir ve her yönü 22 hücreden oluşmuş, 484 hücreli bir dikdörtgen meydana getirirler. Sonradan hücrelerin içine aşağı ve yukarı serilere göre harfler dizilir ve yandan çapraz olarak vs. okunur. Bu türe Mark Maosnların "Dokuz Hücre Kabalası" denilir.

          Sayısal sanatların diğer bir uyarlaması Kısaltma ve Uzatma biçimlerinde gözükmektedir. Böylece Yahweh, IHVH 26, uzatılarak VD-HA-VV-HA haline getirilir, bu durumda 10, 5, 6, 5 veya 26 sayısal değeri 20, 6, 12, 6 veya 44 değerine dönüşürdü. Zain, Z. 7'yi uzatarak 1, 2, 3, 4, 5,6 ve 7 veya 28 elde edilir veya 28, 2 artı 8 yani 10 olurdu. Tetragammaton, Yahweh 26 aynı zamanda 2 artı 6 yani sekiz olarak görülürdü: dolayısıyla El Shaddai, Kudretli Tanrı, AL ShDI, 1, 30, 300, 4, 10, veya 345'e eşitti, ama aynı zamanda 12 ve aynı zamanda 3 yani, bir üçlem olurdu. İlginç bir hesaplama yorumundan yola çıkarak Tevrat'ta söz edilen Abraham adının Abraham'a (İbrahim) değiştirilmesini ele almaktadır. İlk başta Abram ABRM ve Sarai ShRI kısırdılar: şimdi H, Heh, bereketli bir harf sayılıyordu, ve dolayısıyla H harfi ABRAM'a ilave edilmişti, Sarai'daki ve Yod I, H'a çevirilmişti.

        En eski "Sefer Yezirah"ta gezegenlere atfedilen bir dizi harf bulunmaktadır. Bu kaynaktan parşömene yazılan, pirinç veya taşlara kazılan bir tılsım hazırlama yöntemi geliştirildi ve her gezegenin bir harf ve sayısı olduğu için, her gezegen için belirli bir sayıda hücreleri olan kareler, vefkler hazırlandı. Dolayısıyla Jüpiter'in sayısı 4, ve harfi Daleth idi. ve Jüpiter'in vefki içinde 16 küçük kare, hücre içeriyordu. Her birine 1'den 16'ya kadar bir sayı yerleştiriliyordu. Dikkate değer İsimler arasında IH, Yah; ALH, Eloah; then IHVH; ve sonra 42 harfli isim vardır ki, aslında Eheie asher eheie (Ben benim) Yah, Yehuiah, Al, Elohim, Yehovah, Tzabaoth, Al Chai ve Adonai isimlerinden oluşur.

         Şemhamforaş, ve Ayrıştırılmış İsim, önemli bir Güç kelimesiydi; Üç çarpı 72 harften oluşarak Çıkış XIV'nin 19., 20. ve 21. ayetlerinin kelimelerinin harfleri alınarak 19. ayetlerinki doğru sıradan, 20. ters ve 21. doğru sıradan yukarıdan aşağı yazılmışlardı. Böylece 72 harften oluşan üç sıra ortaya çıkmıştı ve bu sıralar yandan okunduğunda her biri üç harften oluşmuş 72 kelime ortaya çıkmıştı. Bunların arkalarına Al veya IH koyarak dünyadan cennete çıkan Yakub'un merdiveninin 72 melek adları oluştuğu farz edilirdi. Sonradan bu adlar madalya veya parşömen ruloların ön ve arka yüzlerine yerleştirilirdi ve 36 tılsım ortaya çıkardı.

       Bazı Kabalistlere göre, Kral Davut ve Kral Süleyman Kabalacı Majikal Sanatlar ile harikalar yapabiliyorlardı. Pentagram (Beş köşeli yıldız) Süleyman'ın mühürü ve Heksagram (Altı köşeli yıldız) Davud'un kalkanı olarak bilinirdi.

       Pentagramın köşeleri Ruh ve Dört Elemente atfedilmişti ve Heksagramın köşelerine Gezegenler tekabül ediyordu. "Süleyman'ın Anahtarı"olarak bilinen eser tabii ki Ortaçağda yazılmıştır ve gerçek Kral Süleyman'la ilgisi yoktur.

        İbrani harfler ayrıca tarotun yirmi iki arkana majörüyle iliştirilmektedir. Bu kartların divinasyon (kehanet) için kullanımı oldukça yaygındır. Güney Avrupa çingeneleri bu kartları fal bakmak için kullanırlar. Fransız yazar Couty de Gebelin (1773-1782), arkana majör kartlarını Kadim Mısır'ın majisinden kaynaklanan mistik semboller olarak kabul etmiştir. Okült bilimler her karta bir sayı, bir harf ve doğal bir nesne veya güç tahsis eder: Gezegenler, Zodyak burçları, elementler vs. Derlemiş olduğum "Sanctum Regnum'un Arkana Major Tarot'u" eserine başvurabilir.

        "Papus" takma adı altında yazan Paris'li Dr. Encausse, ayrıca Tarot konusunda bir kitap yazmış, arkanaya Kabalacı atıflarda bulunmuştur; ancak bu tekabüller Gül Haçlılarca yanlış bulunmuştur.

         Bildiğim kadarıyla, Kabalanın bir majikal sanat olarak uygulanması sadece Polonya ve Rus Rabbileriyle ve bir de Hristiyan oldukları halde sürekli Kabalacı tılsımlar takan İngiltere'deki bir kaç okült öğrenciyle sınırlıdır.

 

DOGMATİK KABALA

 

        Ginsburg'a göre "Teorik Kabalanın büyük doktrinleri esas olarak şu sorunları çözmek için tasarlamıştır:

      * İlahi Varlığın Özelliği;

      * Evren ve dünyamızın yaratılışı;

      * Melek ve insanların yaratılışı;

      * Dünyanın ve insanın mukadderatı ve

      * İfşa edilen Kanunun içeriği.

               

        Kabala'da şu Eski Ahit beyanları teyit edilir: Tanrının birliği, manevi biçimi (Tesniye, bölüm iv., v. 15); ebedilik, değişmezlik, mükemmellik ve iyilik; Tanrının iradesiyle dünyanın yaratılışı; evrenin hükümranlığı ve insanın Tanrının suretinde yaratılışı. Tecelliler öğretisi ile de sonsuzluktan sonsuzluğa geçiş sürecini, birlikten doğan çokluğu, Ruhsal Zihinden maddenin zuhuru ve Yaratıcı ve yaratılan arasındaki ilişkiyi izah etmeye çalışır. Bu teozofik öğretide "ex nihil nihilo fit" deyişiyle anlatılır yani, ruh ve madde tek bir varlığın zıt kutuplarıdır ve hiçlikten hiç bir şey gelmediğine göre, hiç bir şey yok olmaz.

       Aşağıda verilen yedi Kabalacı ideal, dünya ve insanlığın menşeini irdeleyen öğrenciler  için büyük önem arz eder:

 

 (1) Tanrı, Kutsal Olan, Yüce Anlaşılmaz olan, AYN SOF, Grekçe apeiros. (Zohar iii. 283) Dünyayı doğrudan yaratmadı; ama bütün şeyler ilk kaynak'tan ardı ardına fışkıran her biri bir öncekinden daha az mükemmel tecelliler şeklinde meydana geldi. Dolayısıyla evren "Tanrının Tezahür" eden şeklidir. Son ve kaynaktan en uzak ürün madde veya mükemmelliğin mahrumiyetidir.

(2) Algıladığımız veya bildiğimiz her şey Sefirot türlerinde şekillenmiştir.

(3) Beşeri ruhlar şimdiki dünyamızdan önce var olan yüksek alemde önceden vardılar.

(4) Bedenlenmemiş insan ruhları üst oda veya hazine odasında ikamet ederler. Burada her bir ruh veya egonun hangi fiziksel bedene gireceğine karar verilir.

(5) Dünyevi yaşam veya yaşamlardan sonra her bir ruh sonunda Tanrıyla birleşmek üzere arındırılır.

(6) Tek bir dünyasal hayat nadiren yeterli olur; neredeyse herkes iki dünya hayatına ihtiyaç duyar, eğer ikinci yaşam başarısızsa, üçüncü bir yaşam günahkarı saflığa çeken daha güçlü bir ruhla ilişkilendirilir. Bu, reenkarnasyon, Metempsychosis, ruh göçü veya yeniden doğumun bir şeklidir.

(7) Önceden varolan bütün ruhlar doğup, enkarne olup mükemmelliği eriştikten sonra, şer melekler de yüceltilir ve bütün varlıklar Kutsal olanın Aşk Öpücüğüyle Tanrıyla birleşir ve Tezahür olan evren ilahi planı (FIAT) tarafından yenileninceye dek yok olur.

      Şimdi İlahiyat kavramlarını biraz irdeleyelim. Isaac Myer şöyle yazar: Tanrı dört açıdan görülebilir: Ebedi olan veya AYN SOF; "Ben Benim", AHIH, Eheieh; önceden, şimdiden ve sonra Ezeli varolan IHVH, Jehovah, Yahveh; ve Adonai veya Efendi, Doğadaki Tanrı ALHIM, Elohim olarak.

      Eski Ahit'te HVH "Rab" veya Efendi olarak, Elohim de Tanrı olarak rercüme edilir. Boutelli Yah'ın Yehova, Yahve'nin bir kısaltması olduğunu söyler.On İlahi Niteliğin bu planda,  ilahi dörtlü, Tetrad olarak gruplaşması, Yod Heh Vav Heh, Tetragrammaton veya Kabalacı Yehovah olarak sembolize edilir. Bu, zahiri kitaplardaki Yehovah ile aynı değildir ama yansıması Eski Ahit'te bir ulusun hamisi olarak biçimlenmiştir. O "Söylenmez İsimdir, asla telaffuz edilmeyen isimdir, kelimenin gerçek sesi kaybolmuştur. Yahudiler onun yerine Adonai, ADNI kullanırlar. O telaffuz edilmez, çünkü gerçek sesli harfleri bilinmiyor. Sesli harfleri gösteren noktalar kullanılmadan önce sözlü ifadesi sona ermişti. (Not: "Onuncu asırdan önce sesli harf noktaları kullanan hiç bir İbrani eser yoktur" A.E. WAITE).

Bu web sitesi inanç toleransı sahip kişilere adanmıştır. Dünya'yı daha iyi bir yer yapmayan insan, insan değildir.