Sabetay Sevi 1. Bölüm

Sabetay Sevi 1626 yılında Sefarad bir ailenin 1. Oğlu olarak dünyaya geldi. Yahudi takvimine göre beşinci ayın dokuzuna denk gelen günde yani 2. Süleyman Mabedinin yıkıldığı günde doğdu. Babası İzmir’de tavukçuluk yapan fakir bir esnaftı. Sabetay Sevi’nin babası Mordecai Sevi bünyesi zayıftı b yüzden sık sık hastalanırdı. Mordecai Sevi hayatının sonuna kadar birçok hastalığı tutuldu ve hepsini atlattı. İki küçük oğlunu Joseph Sevi ve Elijah Sevi’yi kendi mesleği olan tavukçuluğa yönlendirdi ve onların bu meslekte ilerlemesini sağladı. Büyük oğlu Sabetay Sevi ise babasının isteiği ve Yahudi geleneklere uygun olarak din ilmine yöneldi.

Böylece Sabetay Sevi, din üzerine çalışarak haham olabilir ve çok olmasa da mütevazı bir maaşla hayatını idame ettirebilirdi. Sabetay Sevi zamanın en iyi din âlim ve öğretmenlerinden olan Joseph Escapa'nın okuluna gönderildi. Joseph Escapa verimli ve aynı zamanda öğretmek için yanıp tutuşan bir öğretmendi. Sabetay Sevi ise öğretmenin aradığı, bilgiye susamış, şevki yüksek ve azimli bir öğrenciydi.  Joseph Escapa’nın tabiriyle Sabetay Sevi oldukça garip bir çocuktu. Sabetay Sevi için öğrenmek te, anlamak ta ve analiz etmek te hiç zor değildi. Her zaman hızlı kavrıyor, duyduğu, gördüğü veya okuduğu bir şeyi bir daha asla unutmuyordu. Bu sayede Sabetay Sevi normal bir insanın uzun yıllar alacağı bir eğitimi çok kısa bir zamanda edindi. Öğrendiklerine kattığı yorumlar ve getirdiği eleştirilerle dikkatleri üzerine çekmeye başlamıştı bile. Sabetay Sevi zaman geçtikçe hem İbranicede hem de öğrendiklerinde kusur bulmaya başladı. Sabetay Sevi İbranice dilini çok sevmesine rağmen, bu dilin yozlaştığını ve kabalaştığını düşünüyordu. Öğrenciliği sırasında hakkında okuduğu peygamberlerin kullandıkları dile hayrandı.

Sabetay Sevi 15 yaşına geldiğinde Talmud ve haham öğretileriyle ilgili herşeyi okumuş olduğundan dini olarak ta oldukça yukarı bir mertebeye ulaşmıştı. Sabetay Sevi kendini bir haham olarak göremiyor ve hayatının sonuna kadar böyle haham olarak yaşayabileceğine inanmıyordu. Bu konuda kendi içinde bir sükûnete ve huzura sahip değildi. Geleneksel müfredata bu kadar çabuk hakim olması, onun daima yeni bilgi ve tecrübelere aç, aceleci ve yorulmak bilmeyen bir tabiata sahip olduğunun göstergesiydi. İşte bu yüzden yazgısının hahamlık olmadığını düşünüyordu. Öğrenmiş ve iyice kavramış olduğu çalışmaları tekrarlamak istemiyordu. Bu kadar kısa zamanda çok hızlı bir şekilde tüm Talmud ve Torah ilimlerini başarıyla hatmetmiş bu çocuk için Talmud çalışmak yetmiyordu.

Sabetay Sevi aç ve meraklıydı. Ne açlığı dinmişti, ne de böyle bir görev duygusuyla elde ettiği bilgi onu tatmin ediyordu. Sabetay Sevi eğitimini sürdürürken ne bir işte çalışmış ne de yaşıtları ile dışarda oyunlar oynamıştı. Onun öğrenme arzusu, etrafında yaşananlardan ve dünyadan tamamen soyutlamıştı. Sabetay Sevi, Yahudilerin içinde yaşadıkları toplumlarda katlediklerini duymuştu. Kendi ailesi de Sefaradtı (İspanya Yahudisi). Onunda dedeleri İspanya ve Portekiz'deki engizisyondan kaçmış ve Osmanlı hakimiyetinde İzmir'de yaşamaya başlamıştı. Sabetay Sevi, ailesi ve diğer Yahudiler Osmanlı içerisinde oldukça huzurlu güvendeydiler. Sabetay Sevi ise çalıştığı Talmud ve Torah'da bahsedilen Mesih beklentisi ile oldukça meşgul olmuştu. Sabetay Sevi için bu yaradılışın ve evrenin anlamının yanı sıra bir toplumun vaat edilen kaderini ve tarihini kapsayan, mucizelerle dolu bir dünya, Kabala'nın dünyasıydı. Bahsedilen Kabala Dünyası, sadece bilgisi ve zekâsıyla okuyacak olana, günahın ve kurtarılışın tüm sırlarını açıyordu. İçinde, Talmud düşüncesinin mantıklı, değişmez tutarlılığı, tutkulu ve sarsıcı algılayışlara ve coşku yüklü çıkarımlara deviniyordu. Kabala'nın temel düşünce ve ilkesi, bir gün bir insanın dünyanın kaybolan düzenini yeniden sağlamak için ortaya çıkacağı inancıdır: Mesih inancı. Sabetay Sevi'ye göre bir Mesih'in gelmesi mecburiydi. Çünkü dünyayı kötülük sarmış, insanlar saf kötülüğün ellerine düşmüş ve Yahudiler işledikleri günahların bedelini binlerce yıldır çok ağır ödüyorlardı. Yani Sabetay Sevi, kötülük yok edilmeli diye düşünüyor ve dünyanın terar barış içinde daha güzel bir yer olacağına inanıyordu.

Tüm bunları başarabilmesi için Kabala çalışmaya ağırlık verdi Bedensel eziyetler, dualar, oruçlar, af dilemeler, abdestler, bazı zevk verici şeylerden uzak durmayı gerektiren kurallar gibi bir sürü şeyle· doluydu ve duyuları köreltmeye dayalıydı. Buna karşılık insan, doğa ve insanüstü şeylere karşı olağanüstü net bir bakış açısı ve büyük bir duyarlılık kazanıyordu. Dünyadaki olayların gidişatını önceden haber verebilecek ve basit insanların mucize olarak gördükleri işler yapabilecek kadar Tanrı ve meleklerine yakınlaşabilmişti.

Bu sayede Sabetay Sevi edindiği bu disiplin ile karakterinin olağanüstü derecede güçlenmesine sebep oldu ve Sabetay bu yeni olgunun içine ne kadar girdiyse, buna o kadar inandı. Çevresindekiler ve adını duyanlar büyük bir heyecanla ve Sabetay Sevi'nin öğretisini kabul etmeye hazır ve gönüllü bir şekilde bilgisinden faydalanmak için ona geliyorlardı. Bu da, genç bir adam için zafer demekti ve ona son derece önemli ve değerli olduğu duygusunu veriyordu. Sabetay Sevi o yıllarda sadece 18 yaşındaydı. Bu kadar genç olmasına rağmen İzmir'deki Hahamlar ona bilge insan anlamına gelen Chacham diyorlardı. Sabetay Sevi kendisinin yanında genç onun bir şekilde halkla ilişkilerini (PR çalışması) yapacak birileri olması gerektiğinin farkındaydı. Sabetay Sevi kendine bağlı olanları tek tek ince eleyip sık dokuyarak kendisi seçti. Hepsi genç ve öğrenmeye meraklı ve girgin insanlardı. Sabetay Sevi taleplerinin yerine getirilmesi için çok otoriterdi. Her ne kadar kendine bağlı olan bu müritlerinle arasında sıcak bir ilişki olsa da Sabetay Sevi kendi isteklerinin yerine getirilmesi konusunda oldukça titizdi. Müritlerinden çok zor tövbe ibadetleri etmelerini ve bedensel çileler çekmelerini bekliyordu. Bunun için de onlara ilk üstün örnek kendisi oluyordu. Bazen bütün bir hafta oruç tutuyordu. Yılın her mevsiminde ve her türlü hava koşulunda kumsalda abdest alıyordu. Dua etmek için çok sık olarak müritlerinden saatlerce ayrı kalırdı. Sabetay Sevi, eskiden ünlü kabalistlerin uyguladığı gibi bazı geceler müritlerini yanına alır ve şehrin dışına çıkar, onlarla öğretiler üzerine saatlerce konuşurdu. Sabetay Sevi hem Yahudiliğe yeni bir bakış açısı getirmek için uğraşırken, eski geleneklerin bazılarından da hiç vazgeçmiyordu.

 

O zamanlarda Osmanlı Devletinde hükümet ve hükümdarlar oldukça sık değişiyor ve ayaklanmalar baş gösteriyordu. Sultan İbrahim tahta çıkar çıkmaz Venedik Cumhuriyetine savaş ilan etti. İstanbul ve Selanik o dönemin ticaret merkezleriydi ve bu savaşın başlamasıyla ticaret için işleyen yollar kapandı. Bu dönemde için İngiliz, Fransız, Hollandalı ve İtalyan tüccarlar Selanik ve İstanbul limanlarından yapamadıkları ticareti İzmir limanından yapmaya başladılar. Bu sayede İzmir şehri hem görünüm hem de demografik açıdan farklılaşmaya başlamıştı. Nüfus üzerinde yaşanan değişiklikler, Yahudi nüfusunun da artış yapmasını sağladı. İzmir Doğu Akdeniz ticaretinin en önemli limanlarından biri olmuştu. Yabancı firmaların akın etmesinden sonra İzmir’de tavukçuluk yapan Sabetay Sevi’nin babası Mordecai Sevi bildiği diller sayesinde bir İngiliz şirketi tarafından işe alınmıştı. Yahudilerin çok dilli olmasının sebebi binlerce yıldır birçok farklı ülkelerde yaşamalarından kaynaklanmaktaydı. Mordecai Sevi İngiliz Firmasının yetkilisi olduktan sonra, oldukça varlıklı ve saygıdeğer bir tüccar olmuştu. Hem Mordecai Sevi hem de Yahudi cemaati bu zenginliğin sebebini Sabetay Sevi’nin dine adadığı hayatı olarak görüyordu.

 

Sabetay Sevi İzmir şehrinde ilgi odağı olmaktan öte bir üne kavuşmuştu. Onun ve yaptığı ibadetlerin karşılığında Tanrı İzmir’deki Yahudileri refaha kavuşturduğu düşünülüyordu. Sabetay Sevi’nin etrafındaki müritleri bu sayede çoğalmasıyla kendine olan özgüveni yükseltmişti. Sabetay Sevi bu olaylardan sonra daha fazla yalnız kalmaya başladı. Eskiden Müritlerinin kendisiyle beraber denizde abdest almasına izin verirken, artık onları yanında götürmüyor, gelmek isteyenlere ısrarlar karşı çıkıyordu. Daha fazla zamanı yalnız kalarak geçiriyordu. Bu yalnız kalma ritüellerinin bir amacı da Tanrıdan bir ilham bir vahiy beklemesiydi. Sabetay Sevi için İnsan ve Tanrı, bir halk ve bir ülke bir başlangıç noktasıydı. Bu büyük mesajın Tanrı tarafından kendisine verileceğini biliyordu. Başardıklarını görünce bundan emindi. Megalomanca bir düşünce olmasına rağmen Sabetay Sevi bu düşüncesinde ne tereddüt duyuyor ne de tevazu gösteriyordu. Tanrı’dan bu beklenen mesajı kendisine vereceğinden çok emindi. Tüm kehanetler onu gösteriyordu. Kesin inancı olmasına rağmen gücünün daha fazla onaylanmasını bekledi sadece. Ancak umutlarının bir parça beslenmesine ihtiyacı vardı.

 

Babası Mordecai Sevi oğlu Sabetay Sevi’nin artık yetişkin olduğuna ve Yasalara uygun şekilde evleneceği bir eş bulması gerektiğine karar vermişti. Erken evlilik Yahudilikte dini bir vecibeydi. Kabala'da mistik bir ruh düğüne katılır, düğünü gelecekteki kurtuluşla, henüz doğmamış bütün canların dünyaya gelmesiyle tamamlanacak kurtuluşla irtibatlandırır. Herhangi bir gün Mesih gelebilir, belki yarın. Bundan dolayı bir adamın evlatlarını biran önce evlendirmesi gerekirdi.

 

Babası sayesinde kazandığı saygın sosyal konumu ve ünü göz önüne alındığında Sabetay Sevi'yle evlenecek gelinin şehrin en güzel ve en zengin kızı olması doğaldı. Düğün müthiş ihtişam ve gösteriş içinde yapıldı ve her iki aile de son derece mutluydu. Ne var ki, düğünden birkaç hafta sonra taze gelin Haham mahkemesinin önünde tuhaf bir şikayette bulundu: Evli olmasına rağmen evli gibi yaşayamadığından yakındı. Zira Sabetay Sevi onunla gerdeğe girmemişti. Kadın onunla evlenmişti ama kocası ondan uzak duruyordu.

Hahamlar bu duruma çok şaşırdılar. Daha önce böyle bir durumla hiç karşılaşmamışlardı! Bunun üzerine Sabetay Sevi'yi mahkemeye çağırıp suçlamaya cevap vermesini istediler. O da buna boyun eğip olanları onayladı ama hiçbir mazeret öne sürmedi. Hahamlar karısını kendinden uzak tutmasının sebeplerini araştıracak konumda olmadıklarından ve karısının haklarının çiğnenemeyeceğinden, bir karar alıp, Sabetay Sevi'nin ya kocalık görevlerini yerine getirmesi yahut kocalık görevlerini yerine getiremiyorsa boşanma belgesi, Get'i karısına vermesi gerektiğini bildirdiler.

 

Sabetay kararı kabul edip gereğini yaparak, boşanma belgesini karısına verdi. Ve eskisi gibi müritleriyle birlikte münzevi hayatına devam etti. Ailesi ve dostları bu duruma hiçbir anlam veremediler. Onun bu garip davranışından açıkça sıkıntı duymuşlardı ve kızdan cinsel açıdan etkilenmemekle durumu izah edebiliyorlardı ancak. Bu yüzden iyi bir eşten beklenen tüm meziyetlere sahip başka bir varlıklı kız bulmaya koyuldular. Çok geçmeden böyle bir eş bulundu ve ikinci bir düğün yapıldı. Ancak yine birkaç hafta sonra ikinci eşi de hahamların önüne çıkıp ilk eş gibi hala bakire olmasından yakındı. Bunun üzerine Sabetay ikinci kez mahkemeye çağrıldı ve olanları kabul edip hiçbir açıklamada bulunmadı. Karısına da boşanma belgesini gönderdi. Ne var ki şüpheler ve suizanlar kulaktan kulağa dolaşmaya başladı. Ne de olsa bir adamın bir süre onunla birlikte yaşayıp onu tanıdıktan sonra bir kadını reddetmesi anlaşılabilirdi, çünkü artık karısını sevmediğini ya da karısının tasvip etmediği özelliklere sahip olduğu kanısına ulaşmış olabilirdi. Ama bir adamın peş peşe iki kadınla evlenip hiçbirinin yanına gitmemesi karanlık suizanlara ve dedikodulara mahal verdi. Sabetay bunun farkındaydı ve tuhaf tutumunu haklı çıkaracağını ve herkesin kabul edeceği bir açıklama sunacağını biliyordu. Kutsal Ruh, Ruach Ha'kodesh'in, eşlerinin hiçbirinin Tanrı'nın takdir ettiği eş olmadığını kendisine bildirdiğini söyledi. Etrafındaki insanlar da buna inandılar, çünkü bu insanların gözünde, böylesine dindar bfr adama ilahi sesin söylediğinden daha makul bir şey olamazdı ve aşırı münzevi bir hayatın tutkuları ve cinsel potansiyeli öldürebileceğini ya da genç müritlerle birlikte olmanın onu cinsel hazzı günahkar yöntemlerle yaşamaya sürükleyebileceğini akıllarından bile geçirmediler. Ancak bu açıklama haklı çıkarmanın ötesinde bir şeydi; ibadetlerinin onu doğaüstü dünyayla temasa geçirdiğinin ilk imasıydı, ister hayali isterse gerçek olsun kaderinin ilahi iradeyle giderek daha yakından irtibatlandığının ilk beyanıydı. Bir süreden beri çevresinde çize geldiği daire kapanmaya başladı, ama aslında daire, boş umutlarının, esinlerinin ve öz saygısının perçinleşmesinin kendi kontrolünün dışındaki koşullardan ve şimdiye değin kendisine kapanmış dış dünyanın etkilerinden kaynaklandığı anlaşıldığında tamamlanacaktı. Yalın gerçek şuydu ki, bir ekonomi merkezi yer değiştiriyor, dar ve kısıtlı görüntüsüyle İzmir'de ayrık, küçük Yahudi cemaatinin içinde başka bir dünya, şimdiye değin son derece yetersiz koşullarda yaşamış bir milletin dünyası varlık kazanıyordu. Bu yenidünyanın temsilcileriyle kurdukları günlük münasebetler içinde, şimdiye değin bilmedikleri kimi bağlantıların, somut gerçekler olmayan bağlantıların, yenidünyanın dış mekanizmasının değil de iç mekanizmasının farkına varmaya başladılar. Gündelik iş faaliyetleri içinde dış mekanizmaya tanık oluyorlardı zaten. Fakat Yahudiler olarak o mekanizmayla ilgilenmiyorlardı. Kendi yaşam tarzlarına öylesine dalmışlardı ki, onu dışarıdan gözlemlemeden ve dolayısıyla başka yaşam tarzlarıyla karşılaştırmadan sürdürüyorlardı. Bir Yahudi, bir insana ne yaptığını asla sormazdı. Tek bilmek istediği şey onun ne düşündüğüydü. Yahudilerin merakı maddi konularla ilgili değildi.

Bu web sitesi inanç toleransı sahip kişilere adanmıştır. Dünya'yı daha iyi bir yer yapmayan insan, insan değildir.